Adnan Oktar ve arkadaşları bugün yapılan bir operasyonla gözaltına alındı. Bu Oktar’ın ve küçük grubunun başına gelen ilk olay değil. En son 12 Kasım 1999’da büyük bir operasyonla, Adnan Oktar ve grubunun ileri gelen isimleri, önce gözaltına alındı, daha sonra da tutuklandı.

Oktar, “Hoca” olarak anıldığı ve popülerleştiği ilk yıllarda, 1987’de de gözaltına alınmış, Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’nde bir süre tutulmuştu. Oktar’ın, hapishaneden kurtulmak için şizofreni raporu aldığı o günden bu yana konuşulan, ancak ispatı mümkün olmayan bir iddia olarak kalmıştır.

Adnan Oktar’ın hayatımıza, Türkiye kamuoyunun gündemine girişi 1980’lerin başında olmuştu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrenci olduğu yıllarda, İslami kimliğiyle gündeme gelmiş, zengin ve ünlü ailelerin çocuklarına İslamı tebliğ ettiği için, İslami kamuoyunda büyük sempati toplamıştı.

O tarihlerde Adnan Hoca imajı, bugünle taban tabana zıttı. Oktar, o tarihlerde “sünnet” sakal bırakan, saçlarını ortadan ayıran bir isimdi. Çevresinde, kamuoyunun “mürit” dediği öğrencileri de aynı şekilde davranıyorlardı. Uzun boylu, yakışıklı gençler, şık, başörtülü genç kızlar Adnan Oktar Grubu’nun alamet-i farikasıydı.

Bu gençler, Arapların tercih ettiği entariler giyip, Boğaziçi’nin lüks semtlerinde, son model, lüks otomobillerinde vaaz kasetleri dinleyip, etrafa dinleten isimlerdi. Oktar, çevresindeki isimlerler Tophane Kılıç Ali Paşa Camii’nde ve Eminönü’nde Yeni Cami’nin yakınındaki küçük bir mescitte biraraya gelirdi.

Grup daha sonra farklı söylentilerle gündeme gelmeye başladı. Önce Adnan Oktar’ın “Mehdilik”ini ilan ettiği iddia edildi. İslami kesim bu söylentiye, gülüp geçti. Çünkü Oktar’ın Mehdilik ilan etmesinin kimseyi bağlayan, itikadi anlamda sorumluluk doğuran bir tarafı yoktu. Ancak daha sonra grup içinden farklı bilgiler gelmeye başladı. Oktar, namazlara üç vakte indirmiş ve İslami yaşantıdan taviz vermeye başlamıştı. Bu durum, İslami kesimde kaşların çatılmasına neden oldu.

HOCA’DAN MEHDİ’YE…

Bu davranışlarının artması, grup içinde evliliklerin yapılması, Mehdilik iddiaları Adnan Oktar’ın çevresindeki halenin parçalanmasına neden olmuştu. Oktar, öğrencilerinin önemli bir bölümünü kaybetmişti. Oktar, öğrencilerini kaybetmemek için yoğun çaba sarfetmiş, ancak burada başarılı olamayınca bu defa gidenleri “anarşist” olmakla suçlamıştı. Hatta, eski bir öğrencisini güvenlik güçlerine ihbar etmiş, çevresindekilerle birlikte gözaltına alınmasına neden olmuştu.

Adnan Oktar’ın öğrencilerinin bir kısmı Mehmet Şevket Eygi’yle temas kurmuştu. Diğer bir kısmı ise Gülen Grubu’nun önemli isimlerinden Abdullah Aymaz ve Halit Esendir’in Risale-i Nur derslerine katılmaya başlamışlardı. Oktar, her iki ismi “Şeriat devleti kurmak istiyorlar” diye İstanbul Emniyeti’ne şikayet etmişti. Ancak, yapılan araştırma sonucunda söylenenlerin gerçek olmadığı kısa sürede anlaşıldı.

1990’lardan itibaren Adnan Oktar Grubu, bir süre sessizliğe gömüldü. Sonrasında ise Oktar ve yakın çevresi, siyasilere şantaj iddialarıyla gündeme geldiler. Yakınlaştıkları siyasileri lüks evlerinde ve yatlarda ağırlıyor, İslami kesimin önde gelen siyasetçilerinin birbirinden güzel kadınlarla tanışmalarını sağlıyorlardı. Bu iddiaların ortasında, hiç şüphesiz en önemli isim Melih Gökçek’le ilgili iddialardı.

Oktar’ın bir yakını da Refah Partisi’nin elindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne girmişti. Bu kadın çevresine, “Bir erkeğin ikinci eşi olmaktan daha doğal ne olabilir?” diye konuşuyordu. Refah Partililerin uyarıları neticesinde, bu kişi belediyedeki görevinden kısa sürede uzaklaştırılmıştı.

OKTAR BABUNA İLE TEKRAR POPÜLER OLDULAR

Adnan Oktar ve grubu, 28 Şubat Süreci’nin yaşandığı 1990ların son yıllarında ise büyük bir kampanya ile gündeme gelmişti. Oktar’ın en yakınındaki isimlerden, Oktar Babuna kansere yakalanmıştı. Bu yüzden kemik iliğine ihtiyaç duyuluyordu. Oktar ve arkadaşları mükemmel bir organizasyonla Babuna için kampanya başlattılar ve araran ilik kısa bir süre sonra bulundu. Ancak bu işin altından Adnan Oktar isminin çıkması, bütün dikkatlerin tekrar grup üzerinde yoğunlaşmasına neden oldu.

Dönemin Doğru Yol Partisi İstanbul İl Başkanı Celal Adan’la Adnan Oktar’a yakın isimler İstanbul Ceylan İntercontinental Otel’de buluşmuşlar, siyasi gündemi konuşmuşlardı. İşte ne olduysa bu toplantıda oldu ve Oktar’ın grubundaki isimlerler Adan’ın çevresindekiler tartışmaya başladı. Kısa bir süre sonra bu tartışma hızla büyüdü ve silahlar ateşlendi. Oktar, önemli bir asayiş olayının bir numaralı ismi haline gelmişti.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, 12 Kasım 1999’da Adnan Oktar Grubu’na büyük bir operasyon düzenlendi. İddialara göre Oktar, kurduğu grupla şantaj yapıyor, gayrı yasal yollardan büyük servet ediniyordu. İddialara göre, grubun zengin üyeleri anne-babalarının servetlerini yasal-gayrı yasal yöntemlerle Adnan Oktar için harcıyorlardı.

HOCA ARTIK MAGAZİN GÜNDEMİNDE

Hatta, ünlü bir gazetecinin kızı sırf bu yüzden babasının kasasını soymuştu. Bütün bu paraları Oktar’a götürmüşlerdi. Tabii bu iddialar içinde magazin boyutu hiç eksik bırakılmamıştı. Seçkin Piriler ve Ebru Şimşek’le ilgili iddialar günler boyunca gazetelerde tefrika edildi. Nefise Karatay, Harika Avcı ve Ebru Destan da, grup üyeleriyle bir dönem arkadaşlık yaşamış isimlerdi. Grup içindeki kızlar, iddialara göre zevk objesi haline dönüşmüşlerdi.

Adnan Oktar ve grubu, 28 Şubat’ın karanlık günlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri’yle temas kurmuştu. Oktar askerlere, diğer İslami gruplara rahatlıkla girebileceklerini, oralardan topladıkları bilgileri kendilerine aktarabileceklerini söylemişti. Said Nursi, grup içi toplantılarda “bunak” diye anılıyordu. Oysa aynı Adnan Oktar, kamuoyuna açık konuştuğunda Said Nursi için bambaşka sözler söylüyordu.

28 ŞUBAT’TA ADNAN OKTAR

1999 Operasyonu’nda grubun içinde Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Kemal Yamak’ın yeğenlerinin yeraldığı iddia edilmişti. O dönemde iktidarda olan MHP’nin komplo teorilerine çok yatkın isimleri Oktar Grubu’nu Türkiye’nin gen haritasını ABD’ye satmakla itham etmişlerdi. Oktar Babuna Kampanyası’nda toplanan kanlar, uygun bağışçı bulunabilsin diye ABD’ye gönderilmişti. ABD’de de buradan yola çıkarak Türkiye’nin gen haritasını çıkartacaktı. Bu iddialar o günlerde büyük puntolarla gazetelerin manşetlerinden inmemişti.

Aradan yıllar geçti, Adnan Oktar uzun müddet “Kedicik” adını verdiği botokslu ve silikonlu, neredeyse birbirinin kopyası, dekolte kıyafetli kadınlarla yaptığı televizyon programlarıyla anıldı. Şimdi ise, yine, yeni bir operasyonla karşımızda. Bu defa ne olacağını, hep birlikte izleyip göreceğiz.

(Yazıda özellikle Adnan Oktar’ın kısa ya da uzun bir dönem yanında bulunmuş, bir çoğunu kamuoyunun yakından tanıdığı isimleri anmadım. Bu isimler arasında yakın tanıdıklarım da var ve hemen hemen hiçbirinin Oktar’la en küçük bir ilgileri kalmamış. Bu olayla birlikte anılmalarını doğru bulmadığım için isimleri yazmadığımı, bilmenizi isterim.)