İslamiyet’in doğuşunun anlatıldığı Çağrı filminin belki de en çok bilinen sahnelerinden birisi, Habeş İmparatoru Necaşi’nin huzurunda Amr bin As ile Hz. Cafer bin Ebu Talip’in konuşmasıdır. Aralarında Hz. Osman ve eşi Hz. Rukiye’nin de bulunduğu bir grup Müslüman, Mekke’de yaşanan işkencelerden dolayı Habeşistan’a hicret eder.

Mekke müşrikleri, yakın ilişki içinde oldukları Habeşistan İmparatoru Necaşi’ye Amr bin As’ı elçi olarak gönderir ve Müslümanların iadesini isterler. Necaşi ilk başta bu isteği sıcak yaklaşsa da, Müslümanların Hz. İsa’la ilgili görüşlerini öğrendikten ve Meryem Suresi’ni dinledikten sonra fikri tamamiyle değişecektir.

Necaşi, arkadaşı Amr bin As’a, “Önüme altından dağlar yığsanız yine de bu insanları size teslim etmem” diyecek ve Müslümanları himayesine alacaktır. Necaşi, İslami kaynaklara göre iman etmiş, Müslümanlığı seçmiş bir isimdir. Ölümünü Hz. Muhammed, “Bugün bir kardeşiniz vefat etti” diyerek haber verir. Medine’de gıyabi cenaze namazı kılınan tek isimdir.

AKSUMİ HÜKÜMDARI ARMAH

Peki Necaşi kimdir? Tarihlerde adı nerede ve nasıl geçer? Bununla ilgili ne yazık ki İslam Tarihi kitaplarında ve siyerde bilgi bulamıyoruz. Bunun aslında çok basit bir nedeni var: Türkiye’de tarihçiler (İlber Ortaylı müstesna) karşılaştırmalı tarih çalışmayı sevmezler. Aynı tarihte, farklı devlet ve imparatorluklarda neler olup-bittiğini merak etmez, okumazlar.
Oysa Necaşi, pek çok tarihi kronikte yeralmaktadır. Ancak o kroniklerde adı “Armah” olarak geçmektedir. Etyopya’nın kuzeyinde Aksum merkezli kurulan devletin imparatorlarındandır. Bugünkü Somali-Cibuti ve Kızıl Deniz’in Afrika kıyıları bu imparatorluğun hakimiyeti altındaydı. Milattan sonra 3. ve 7. Yüzyıllar arasında hüküm sürmüş bir imparatorluktu.

Afrika’da fildişi ticaretinin merkezi Aksum’du. Müslüman Arapların güçlenmesi ve Akdeniz’de hakimiyetlerini genişletmeleriyle birlikte önemini kaybetmişti. Mısır’la hem siyasi, hem ticari hem de dini ilişkileri çok güçlüydü. İngilizce metinlerde “Aksumite Empire” olarak geçen devlet, taştan yaptığı anıt eserlerle anılmaktaydı ve Kuzeydoğu Afrika’ya damgasını vurmuştu. İmparator Armah da, Aksumilerin en güçlü hükümdarları arasında sayılıyordu.

Aksumileri hiç şüphesiz güçlü kılan, bulundukları bölgede ticareti ellerinde tutmalarıydı. İmparatorlar güvenliği sağladıkları için Arap yarımadasıyla, İran, Hindistan ve Afrika arasında ticaretin kilit noktalarından birisi haline gelmişlerdi. Hint Okyanusu-Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz ticareti Aksumilerin kontrolündeki kıyı şehirleri üzerinden ilerliyordu.

MEKKE İÇİN EBREHE’Yİ GÖREVLENDİRDİ

Aksumi şehirlerinde fildişi, altın ve köle ticareti zenginliğin ana kaynaklarını oluşturuyordu. Bunun karşılığında pamuklu kumaş, cam ürünleri ve işlenmemiş madenle kılıç ve balta alıyorlardı. Aksum imparatorları adına ilk para da devletin kuruluş yıllarında, M.S. üçüncü yüzyılda dolaşıma girmişti. Aksumiler, altın, gümüş ve bronz para basmışlardı. Kaynaklara göre Aksumiler üzerinde Yunanlıların büyük etkisi vardı ve Yunan parası ticarette kullanılıyordu.

Aksumi İmparatorluğu en geniş sınırlarına Kral Ezana zamanında ulaşmıştı. Bununla ilgili bilgilere ise ilk defa Alman arkeologlar 1906 yılında yapılan arkeolojik kazılarda rastlamışlardı. Kazılar daha sonra Etyopya hükümetinin isteğiyle Fransızlar tarafından yürütülmüştü. 1972-1974 tarihleri arasında Doğu Afrika İngiliz Enstitüsü adına çalışan arkeologlar, pek çok arkeolojik esere ulaşmış ve bunları Etiyopya Ulusal Müzesi’nde sergilemişlerdi.

İslam tarihi açısından Aksumileri önemli kılan bir başka olay ise Fil Vak’asıydı. Kur’an-ı Kerim’de bir sureye adını veren olayda, Aksumi Kralı Kaleb, Mekke üzerine ordusunu göndermişti. Güney Arabistan’ı hakimiyeti altına alan Aksumilerin yeni hedefi, Arap halkının hac mekanı Kabe’siyle ünlü Mekke’ydi.

Kral Kaleb, Aksumiler’in Mekke seferi için Ebrehe’yi kumandan tayin etmişti. Ebrehe, içinde fillerinde bulunduğu bir ordu ile Mekke üzerine yürümüş, ancak bu sefer başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Kur’an bu olayı Hz. Muhammed’in doğumunun ve risaletinin öncü mucizelerinden birisi olarak anlatır. Ebabil kuşları, nohut büyüklüğündeki taşlarla Ebrehe ordusu yok eder. Aksumilerin tarihinde de bu seferin başarısızlıkla sonuçlandığı kaydedilmiştir. Ancak buna rağmen Aksumilerin bastırdığı paralar, Arabistan’da kullanılmaya başlanmıştır. Semitik bir dil kullanan Aksumilerin yazısı ise daha çok Finikelilere benzemekteydi.

Aksumilerin ve hükümdarlarının tarihi İslam tarihçileri için yeni ve oldukça bakir bir saha. Bilinenleri tekrarlamaktan öteye geçmeyen tarihçiler için Aksumileri, Ebrehe’yi, Kral Armah’ı arkeolojik eserlerden bulup çıkarmak ve anlatmak çok mu zor? Ne dersiniz?…