Erdoğan Demirören’in 80 yaşında hayata veda etmesinin ardından haklı olarak Demirören hakkında lehte ve aleyhte pek çok fikir beyan edildi. Demirören ailesinin AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geliştirdikleri özel ilişkiden memnun olanlar onun duayen bir iş insanı olma özelliğini ön plana çıkarırken, aleyhinde duranlar ise özellikle bir telefon görüşmesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağır eleştirisi karşısında ağlayarak ‘nerden girdim bu işe’ diye feryat eden bir yaşlı kurdu hatırlamayı ve hatırlatmayı tercih etti. Tabi ayrıca oğul Yıldırım Demirören’in Futbol Federasyonu Başkanı sıfatı ile 16 Nisan referandumunda Erdoğan’a verdiği açık destek ve 2011 yılında açılan ve değişik usulsüzlüklerle anılan İstiklal Caddesi’ndeki Demirören AVM, Demirören ailesinin sırtındaki önemli kamburlardan.

Erdoğan Demirören Sirkeci’de çekirdekten yetişerek iş dünyasına kendini kabul ettiren bir isim. Küçücük bir oto yedek parça ithalat şirketini bir imparatorluğa dönüştürdü. Ama ne pahasına? Normal şartlarda biz bu uzun ömrü bir başarı hikayesi olarak yad edebilirdik. Fakat birlikte yürümek zorunda kaldığı isimler kirlenince onlardan ayrılmak yerine daha da yaklaşmayı tercih edince, maalesef Demirören portresi çok farklı bir noktaya kaydı.

Demirören ailesi sonradan görme ya da zenginliğini AKP’ye borçlu bir aile değil. Ancak AKP döneminde Demirören Grubu’nun özellikle enerji sektöründe dikkat çekici bir büyüklüğe ulaştığı bir gerçek. AKP’nin biatçı işadamlarının önünü açtığı ve krediye boğduğu düşünülürse, Demirören’in bu akıma ayak uydurmadan son yıllarda yaptıklarını gerçekleştirmesi mümkün değildi. Zaten, Milliyet ve Vatan gazetesini satın almasının ardından Doğan Medya Grubu’nu bir kamu bankasından kredi alarak satın alması siyasi iktidara sadakatinin test edilip onaylandığını ortaya koyuyordu.

Erdoğan Demirören’in vefatından sonra kulislerde şirketler grubunun akıbeti de ayrı bir merak konusu oldu. Baba Demirören’in bir numaralı veliahtı Yıldırım Demirören’in kabiliyetlerine pek güvenmediği sır değildi. Bu güvensizlikten olsa gerek ilerleyen yaşına rağmen grubun bütün hayati kararlarında aktif rol oynamaya devam ediyordu. Hatta şirketini kendisinden sonra aileden birisine değil de profesyonel bir isme teslim etmeyi çok düşündü. insanevlatlarını seçemez ama yöneticilerini seçebilir. Demirören’de çok donanımlı yöneticileri arayıp bulmakta mahirdi. Elleri ile büyüttüğü Şirketler Grubu’nu tam anlamıyla kurumsallaştırıp aile şirketi olmaktan çıkaramasa da emniyet sübabı olarak profesyonel yöneticileri koydu. Geleceğe dönük endişelerini bazı çalışanları ile paylaşmış, ‘ben ölürsem ne olursa olsun şirketi bırakma’ isteğinde bile bulunmuştu.

Bakın Capital dergisine verdiği bir röportajda Erdoğan Demirören ‘Türk aile şirketlerinin en büyük hataları ne sizce?’ sorusuna ne cevap vermiş: Bütün aile şirketlerini batıran kıskançlıktır. Kıskançlığı terbiye etmeyen ailelerde başarılı olma şansı yok. Aile içi çatışmaları önlemek, bireylerin objektif bakmalarını sağlamak lazım… Birçok büyük aile şirketlerinde hastalık bu… Aile şirketlerinde bir sonraki nesli çok iyi yetiştirmeye özen göstermeliyiz. Daha küçük yaşta tasarrufa alıştırmamız lazım. Bana, “Siz yetiştirdiniz mi peki” diye sorarsanız, “Hayır” derim. Biz çocukluğumuzda çok mahrumiyet ile büyüdük, çocuklarım daha rahat yaşasın istedim. Bizim neslin biraz da hatası bu oldu.

Erdoğan Demirören 1938 İnegöl doğumlu olmakla birlikte pek çok İnegöllü gibi Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu. Orta öğretimini Saint Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladı. Beşiktaş’ta profesyonel futbol oynadı. 1957’de babası Şükrü Bey öldüğünde, 19 yaşında Sirkeci’de oto yedek parça ithalatı ve pazarlaması yapan ‘Kolaylık Oto’nun başına geçti. Kendi kabiliyet ve donanımının yanında o dönemin karakterine uygun olarak devletin büyüttüğü isimlerden biri oldu. Özellikle 1971 yılında devletin gaz şirketini satın almasının ardından çok hızlı bir büyüme evresine girdi. Büyümek isteyen işinsanları sadece ekonomik göstergeleri değil siyasi konjonktürü de hesap etmek zorundadır. Genetik kodları pek uyuşmasa bu anlamda sürekli seçimlerden galip gelen AKP’ye yanaşması anlaşılabilir bir durum. Bunun da olumlu sonuçlarını Azerbaycan’da en büyük petrol dağıtım şirketi Azpetrol’ü ve en büyük ağır sanayi fabrikalarından Azereleltroterm’i alarak gördü. Ancak içerde ve dışarıda Erdoğan dönemi 2002-2009 dönemindeki gibi demokratik açılımlarla anılmıyor, otoriter bir rejim şeklinde tanımlanıyordu. Erdoğan Demirören’in sahibi olduğu medyanın otoriterleşme ve baskı sürecine koşulsuz destek vermesi iktidarla bir tür ortaklık tesis edilmesi kişisel menkıbesine düşülecek en kötü not olacaktı.

Erdoğan Demirören, hoş sohbet bir insandı, çok renkli anekdotları vardı, tecrübelerini dinlemek ayrı bir keyifti. Ama maalesef hayat sadece bunlardan ibaret değil. Kendisi hakkında ‘iyi bilirdik’ demeyi çok isterdim…