Ekonominin kayıp halkası ‘güven’

Son 3 puanlık yükseltme ile Türkiye dünyada en yüksek reel faiz veren üç ülkeden biri artık. Rusya’nın arkasından ikinci sırada. Yaklaşık yüzde 5’lik bir reel kazanca hiçbir Hedge fonunun hayır dememesi gerekirdi. Ama öyle olmadı. Ekonominin en önemli kayıp halkalarından biri güven vermek. Güven bir kere kaybolunca geri kazanmak hiç de kolay değil.

Merkez Bankası’nın faizleri 3 puan artırmasının ardından piyasaların sakinleşeceğini zannedenler muhtemelen ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyordur. Son yükseltme ile Türkiye dünyada en yüksek reel faiz veren üç ülkeden biri oldu. Normal şartlarda yaklaşık yüzde 5’lik bir reel kazanca hiçbir Hedge fonunun hayır dememesi gerekirdi. Ancak hiçte beklendiği gibi olmadığı görülüyor. Türkiye’ye para girişi çok sınırlı kalırken borsadan ciddi para çıkışı oldu. Dövizin düşüşünü fırsat bilen yerli sermaye de TL satarak aşağı yönlü hareketi engelliyor.

Müdahalelerin rahatlama sağlayamaması şaşırtıcı değil. Ekonomi yönetiminin faiz artırma ile çözemeyecekleri çok daha komplike bir ekonomik sorunlar yumağı ile karşı karşıya kaldıklarını kabul etmeleri gerekiyor. Nisan ayının ortalarından itibaren Merkez Bankası’nın reçeteleri ile altından kalkılamayacak bir kriz sürecinin içine girildi. Belki MB piyasaların faiz artırma taleplerini geciktirmeseydi dövizdeki yüksek dalgalanma seçim sonrasına ötelenebilirdi, ancak o fırsat Saray’ın inadına takıldı. Sıcak paranın küskünlüğünü gidermek için önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen ardından Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya Londra’ya gitti. Erdoğan fon yöneticileriyle seçim mitinglerinde konuşur gibi konuşunca işler karıştı. Mehmet Şimşek her türlü garantiyi vermesine rağmen fon yöneticileri ağız birliği etmişçesine Türkiye’ye kaynak aktarma noktasında bir türlü ikna olmuyorlar. Ekonominin en önemli kayıp halkalarından biri güven vermek. Güven bir kere kaybolunca geri kazanmak hiç de kolay olmuyor.

Türkiye uzun süreden beri ev ödevlerini yapmıyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarından üst üste kötü notlar gelirken itiraz ve eleştirileri dikkate almak yerine halının altına süpürmeyi tercih etti. Halbuki Türkiye’ye gelecek sıcak para önce ülke puanına bakıyor. Para bolluğunun bitmeyeceği varsayıldı. Piyasa oyuncuları ise geçmişteki gibi nasıl olsa bir çözüm bulurlar diyerek AKP hükümetini uyarmak şöyle dursun derecelendirme kuruluşlarına nazire yaparcasına borsada hisse senetlerine ralli yaptırdılar.

Söylemekten dilimizde tüy bitti, artık dünyada para bolluğunun sonuna gelindi. 2008 küresel ekonomik krizinden para bolluğu yaratarak çıkacağını düşünen kapitalizm bu sayede yepyeni bir hayat eğrisi oluşturabilmişti. Ancak 10 yıl sonra gelişmekte olan ülkelere kaptırdığı paraları geri çağırıyor. Bunun içinde FED sürekli faiz yükseltiyor. Fonlar sermayelerinin bir kısmını Türkiye gibi ülkelerden çekerek yeniden ABD tahvillerine dönüyor. Bu, Türkiye’nin tek başına tersine çeviremeyeceği kadar güçlü bir trend. Dışarıda olup bitenlere söz geçiremeyeceğine göre yeni sürece hazırlık yapmalıydı. Maalesef hiçbir hazırlık yokmuş. Hatta Türkiye’ye akan yabancı sermaye, AKP’yi hantallaştırmış, obezleştirmiş, sağlıklı düşünemez hale getirmiş. Ekonomiye milyarlarca dolar para aktarıldı ama geri dönüşüm alınamadı. Çünkü büyük kısmı betona gömüldü. Seçimden sonra çok güçlü bir hükümet kurulsa bile 233 milyar dolarlık bir borcun kemer sıkmadan nasıl çevrilebileceği belirsizliğini koruyor. 2019’daki yerel seçimlerinin kapıda olması iktidarın halka acı reçete teklif etmesini zorlaştıracaktır.

Bir de seçim telaşıyla pek odaklanamasak da reel piyasalar Trump kabusu ile yatıp kalkıyor. Trump yönetimindeki ABD ile AB, Çin ve Rusya arasında başlama sinyali veren ticaret savaşları ve onun Türkiye’ye etkisi bambaşka riskler barındırıyor. Trump gümrük tarifeleri konusunda sözünün dinlenmemesi halinde New York sokaklarından Volkswagen marka arabaları kaldıracağını söyleyecek kadar işi ileri götürdü. AB ise şimdilik kınama mesajıyla durumu geçiştiriyor. Yani sadece Türkiye değil dünyada ısınıyor. Eğer 2008’deki gibi küresel bir kriz başlarsa bu sefer teğet geçmez, içimizden geçer. Türkiye ekonomisi güçlü olsaydı belki ticaret savaşlarının lehine çevirebileceğinden söz edilebilirdi. Mevcut ekonomik ve politik görünümümüzle maalesef güven verici bir çıkış yapma potansiyelimizi de yitirdik.