Türkiye kamuoyu 19 Kasım 2001’de Neşe Düzel’e konuşan bir emekli bir askerin söyledikleri karşısında şoke olmuştu. Emekli asker, o güne kadar Kıbrıs konusunda dile getirilen fikirlerin dışına çıkmış, özellikle gazeteci ve yazarları şaşkınlığa uğratmıştı. Komutanın ağzından dökülen sözler, liberal bir aydının bile ifade etmekte zorlanacağı nitelikte görüşlerdi. Bu komutan, daha sonra Fenerbahçe yöneticiliği sırasında bütün Türkiye’nin tanıyacağı emekli Koramiral Atilla Kıyat’tan başkası değildi.

Kıyat’ı yakından tanıyanlar için Radikal’de dile getirdiği görüşler hiç yabancı değildi. Mesleğinde de Atilla Kıyat, zekası ve açıksözlülüğüyle tanınmış bir isimdi. 1941’de dünyaya gelen Kıyat, belki de Cumhuriyet tarihinin astları tarafından en çok sevilen komutanıydı. Bu ününü de yapmış olduğu görevlerdeki tutumuna borçluydu.

Atilla Kıyat, mesleğe adımını attığı günden itibaren hep başarılarıyla göz doldurmuş bir subaydı. Bu yüzden Deniz Harp Okulu Komutanlığı, Hücumbot Filo Komutanlığı, Harp Filosu Komutanlığı gibi birbirinden önemli görevlerde bulunmuştu. Deniz Kuvvetleri’nde “Atilla Kıyat”ı efsaneleştiren dönem, Harp Filo Komutanlığı yıllarıydı.

ASTLARINI HAYRAN BIRAKTI

Kıyat’ın özellikle emekli komutanlara yönelik davranışları, bu komutanlara misafir olarak katıldıkları tatbikatlardaki yaklaşımı astlarının hemen dikkatini çekmiş, kulaktan kulağa hızlıca yayılmıştı. Kıyat’ın görev yaptığı yıllarda harp filoda görev yapanlar, zekayla görev tecrübesinin, asaletle nezaketin son derece zor koşullarda nasıl birlikte olduğunu gördüklerini anlatıyorlardı.

Türkiye kamuoyu Atilla Kıyat’ı, Radikal’e verdiği röportajla tanısa da ben gazeteciliğe başladığım ilk aylardan itibaren bu isme aşinaydım. Knox Sınıfı fırkateynlerin alınışıyla ilgili bir haber hazırlamıştım. O zaman tanıştığım bütün haber kaynaklarım, Atilla Kıyat adının altını çiziyor, bu ismin bir gün deniz kuvvetlerini yöneteceğini söylüyorlardı. Verdikleri ikinci isim ise, yakın zamanda vefat eden Özden Örnek’ti. Denizcilerin rüyası, Atilla Kıyat’ın Deniz Kuvvetleri Komutanı, Özden Örnek’in ise Donanma Komutanı olduğu bir kuvvetti.

Kıyat, Kuzey Deniz Saha Komutanı olunca bu temenni büyük bir inanca dönüşmüştü. Teamüllere göre bu komutanlık Donanma Komutanlığı’na giden yoldaki en önemli basamaktı. Sonrasında ise görev belliydi: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı. Ancak Atilla Kıyat, başarılarla dolu meslek hayatını Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nda sonlandırmak zorunda kalmıştı.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Salim Dervişoğlu, görevini İlhami Erdil’e devretmiş, Erdil de çalışacağı ekibi kendi belirlemek istemişti. Erdil’in tercihi Güney Deniz Saha Komutanı Ora. Bülent Alpkaya’dan yana olmuştu. Bu durum hem deniz kuvvetleri personeli için hem de Kıyat için büyük bir sürprizdi. Çünkü hiç kimse Kıyat’ın yanına başka birisini yakıştıramıyordu. Denizciler inancı Kıyat’ın bu yarışta rakipsiz olduğuydu.

Oysa Atilla Kıyat, Ağustos Şurası’ndan epey önce Özden Örnek tarafından uyarılmıştı. Örnek, o tarihlerde Ankara’da görev yapıyordu ve karargâhta olan-biten herşeye hakimdi. Kıyat’ın, daha sonra İlhami Erdil’in mahkumiyetiyle sonuçlanacak olaylarla ilgili konuştuğunu duymuş, “Artık terfi şansın yüzde 50” demişti. Kıyat ise ayyuka çıkan dedikoduları, bizatihi Donanma Komutanı Ora. İlhami Erdil’e aktarma gereği duymuştu.

NEŞE DÜZEL’LE FARKEDİLDİ

Ben, o tarihlerde Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ni takip ettiğim için hem terfi yarışını hem de İlhali Erdil’le ilgili iddiaları detaylarıyla öğrenme şansına sahip olmuştum. Mahkeme de dahil olmak üzere, bütün Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içten içe kaynıyordu. Erdil’in işadamlarıyla dostlukları… en küçük rütbeli subay tarafından bile biliniyordu.

Kıyat ise hiçbir yolsuzluğa müsamaha göstermeyen, meslek ve kişisel onurunu herşeyin önünde tutan bir isimdi. Erdil ile Kıyat’ın herhangi bir konu üzerinde anlaşma ihtimalleri yoktu. Atilla Kıyat, bu özellikleri yüzünden sert bir hamleyle oyun dışı bırakılmış, dördüncü yıldızı alamamış, oramiralliğe terfi ettirilmemişti. Atilla Kıyat, belki bu nedenden dolayı daha sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan anılarına, “Üç Yıldız, Bir Penaltı” adını verecekti.

Kıyat’ın emekli edilebileceğini duymuş olsam da, Yüksek Askeri Şura kararları açıklanana kadar buna pek ihtimal vermemiştim. Görev devir-teslimi sırasında yaptığı konuşma basına yansıyınca Kıyat’la röportaj yapmak istemiş, ancak bunu da Alev Er’e kabul ettirememiştim. Alev Abi, kılıkırk yaran bir gazeteciydi ve Kıyat’ın emeklilik günlerindeki duruşunu da görmek istiyordu. Ancak Neşe Düzel’in röportajını okuyunca röportaj teklifini kabul etmediğine pişman olmuştu.

2001’de, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz günlerinde Avrupa Birliği’ne katılım isteğini canlandırabilmek için bir dizi röportaj yapmaya karar verdiğimizde, çaldığımız kapılardan birisi de Atilla Kıyat’ın ki olmuştu. Kıyat, açık yüreklilikle bütün sorularımıza yanıt vermiş, Neşe Düzel röportajından sonra, kendisine verilen tepkileri önemsemediğini göstermişti.

EMEKLİ KOMUTANLAR MÜDAHALE ETTİ

O tarihlerde Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun başkanlığındaki Genelkurmay, Kıyat’a direkt cevap vermemişti. Bunun yerine Mehmet Ali Kışlalı, isim vermeden Kıyat’ı eleştiren bir yazı kaleme almıştı. Kışlalı, Radikal’in yazarıydı ve Düzel’in röportajına aynı gazetede cevap veriyordu. Kıvrıkoğlu yönetimi, böyle bir cevapla eski komutanını susturmak istiyordu.

Kıyat, Kışlalı’nın yazısında verdiği mesajı almış olmalı ki epey bir müddet ortada gözükmedi. O tarihlerde sporla ilgilendi ve özel bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışmaya başladı. Arkadaşlarının anlatımına göre Kıyat’ın, koramiral rütbesinden emekli olmasaydı ev alacak parası bile olmayacaktı. Bu yüzden edindiği yöneticilik tecrübesini, sivil hayata aktarmak istiyordu.

İlhami Erdil, Kıyat’ı emekli ettirerek muradına ermişti. Aynı yöntemi Özden Örnek için de denemek istemiş, Kuzey Deniz Saha Komutanı olduğu günden itibaren, altan alta Örnek’i göreve getirmemek için uğraşmıştı. Ancak bu defa emekli komutanlar; Orhan Karabulut, Vural Beyazıt ve Salim Dervişoğlu devreye girmişlerdi. Üç isim, “Atilla’yı harcadın, ama Özden Örnek’i de sana yedirtmeyiz” demişlerdi. Erdil, bu yüzden geri adım atmak zorunda kalmıştı. Erdil’in Örnek’i engelleme misyonunu ise bir müddet sonra Bülent Alpkaya üstlenecekti.

Türkiye kamuoyunun sıradışı fikirleriyle tanıdığı Atilla Kıyat’ın benim hafızamdaki yeri bu olaylarla örülü. 28 Şubat Süreci’nde dönemin “cezalı” ismi Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmekten çekinmeyen, yaşam görüş ve tarzından hiçbir şekilde taviz vermeyen ve eleştirirken sözünü eğip bükmeyen Kıyat, bundan sonra da hepimizi şaşırtmaya devam edecek…

(Bu yazı, gazetecilik yaptığım yıllarda tanıdığım askerleri, komutanları anlattığım bir dizinin ilki olsun istedim. Mevla izin verirse, üç-beş hafta yakın tarihin asker portrelerini yazacağım.)

***Classic***

Prokofiev-Romeo and Juliet, No 13, Dance of the Knights