Bu yılki Dünya Kupası öncesinde her zaman olduğu gibi en çok şans tanınan ülkelerin başında Almanya geliyordu. Bazıları Brezilya’nın geçen sefer evinde kaybettiği kupanın telafisini yapacağını iddia ediyordu. Muhteşem Messi’nin hiç olmazsa hayatında bir kez kupa kaldırması için Arjantin’e de şans tanıyanlar vardı.

Beklentilerin hiç birisi olmadı. Kimsenin tahmin edemediği bir şekilde ‘devler’ veya ‘her zamanki favoriler’ şampiyonaya birer birer havlu attı. Her zaman kazanan Almanya, eleme turunda şampiyonaya veda etmek zorunda kaldı. Sürpriz sonuçların ardından beklenmedik bir şekilde yarı finallere kalanlar İngiltere, Belçika, Fransa ve Hırvatistan oldu.

Bu yılki şampiyonanın tümü de Avrupa’dan. Yarı finalistlerinin Hırvatistan dışında en dikkat çeken ortak yönü oyuncularının kökenlerinin renkliliği. İngiltere, Belçika ve Fransa emperyal geçmişlerinin de etkisiyle çok sayıda ‘safkan’ olmayan oyuncuya sahip. Yani oyuncuların ya kendileri doğrudan göçmen ya da anne-babaları başka topraklarda doğmuş.

ONLAR OLMASAYDI…

İngiltere’nin çeyrek finalde elediği İsveç maçında 6 oyuncusunun anne-babası göçmen kökenliydi. Fransız takımının oyuncularının büyük kısmının göçmen olması artık şampiyonaların klasiği haline geldi. Bu yılın yıldızı genç oyuncu Kylian Mbappe Fransa topraklarında doğsa da, babası Kamerunlu annesi Cezayirli. Belçikalı sporseverlerin şampiyonadaki gözdesi Romelu Lukaku, Konglolu anne ve babadan, Antwerp’te dünyaya gözlerini açmış. Üç takımın da ana iskeletini oluşturan oyuncular, yaşadıkları ülkenin dışında en az bir iki dili daha konuşabiliyorlar.

Yarı finalistelerin ortaya çıkmasından sonra tutbol otoritelerinin üzerinde üzerinde ittifak ettiği konuların başında, ‘Avrupa takımlarının göçmen kökenli oyuncularsız bu denli başarılı olamayacağı’geliyor.

AVRUPA’NIN GÜNDEMİ BAŞKA

Bu ilginç durum Avrupa’nın kapılarına gelen göçmen ve mültecileri topraklarına koymamak için geçerli sebepler üretmeye çalıştığı bir döneme rastgeldi. Asıl ilginci Avrupa kamuoyunun ‘göçmenlik’ tartışmalarına boğulduğu bir ortamda yaşanan şampiyonanın bu yönü, aslında nüfus ve başarı sorunu yaşayan ülkelerin gündeminepek de taşın(a)madı.

Avrupa kapılarını yabancılara kapatmak için binbir türlü yol ararken, ABD Başkanı Donald Trump da, ülkesine sığınan binlerce göçmenin çocuklarını kamplarda tutuyor. Politikacılar ülkelerinin takımlarındaki göçmen oyuncuların başarıları ile sevinirken, geleceğin yıldızlarının ülkelerine ulaşmasının önüne akla gelmedik engeller koyuyor.

KUPANIN İLK ŞAMPİYONU

Yarı finalist olduktan sonra konuşan İngiltere’nin genç koçu Gareth Southgate, ‘‘Biz, çeşitliliğimiz ve gençliğimiz ile günümüz İngilteresini temsil eden bir takımız’’ demişti.

Birkaç gün sonra kupa sahibini bulacak. Southgate kupayı kaldırır mı kaldırmaz bilmiyoruz. Ama Avrupa’nın bazı liderlerinin ve politikacılarının zaman zaman ırkçılığa varan sözlerine karşı Southgate, sade bir nezaketle sarfettiği bu sözlerle, şimdiden şampiyonanın kazananı oldu.

Southgate’in sözleri aslında sadece Avrupalı ve ABD’li değil tüm ülkelerin liderlerinin kulağına küpe olacak cinsten. Çünkü farklılıkları zenginlik olarak görüp bir de ona yatırım yapanlar kazanıyor.